
Komünist Eğitim Üzerine Gençlik örgütlenmelerinde en temel sorunlarından birisi eğitim sorunudur. Komünist bir dünya yaratma hedefi içerisinde olan biz gençler ancak doğru bir bilinç ışığında yolumuzu belirleyebiliriz. O halde Komünizm nedir? 
SERMAYENİN GELİŞME YASALARIYLA BİRLİKTE ÜNİVERSİTELER
Üniversitelerde aşama aşama gerçekleştirilmesi amaçlanan, üniversiteleri sermayenin hizmetine sunma projesine yeni bir kilometre taşı daha ekleniyor. Üstelik bu uygulama devletin üniversiteleri sermaye hizmetine uyarlamasının yanında, bizzat bu uyarlamayı sermayenin tekeline vererek, vahşi rekabet ortamından çıkıp geldiği biçimiyle sermayenin üniversitelerde çok rahat at sürdürmesi için uygun ortamı yaratmış oluyor. Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK )geçtiğimiz ay yeni düzenlemeye giderek, her üniversitenin rektörlüğüne, üniversitelerde “Üst Danışma Kurulu” kurulmasını öngören yönetmelik taslağını onaylaması için göndermiş durumda. Peki, bu üniversite üst danışma kurulu da neyin nesi? Bu uygulama nasıl oldu da gündeme geldi? Birden bire sürpriz bir şekilde alınmış bir karar mı? Bu uygulamanın içeriğine değinmeden önce onu yaratan temelleri ortaya koymakta fayda olacaktır. Zira bir sorunu ele alırken “bütünü anlamadan parçaları anlamak da mümkün değildir.” Bu anlamda sorunun temelinde “bütün” dediğimiz şey, sorunun gelişme yasalarını, onunla birebir bağlantılı olan sosyal, ekonomik, kültürel yapıyı ve bunların diyalektik bir biçimde davranış biçimlerini de kapsayan bir anatomi olacaktır. Eğer soruna bu şekilde yaklaşmaz isek durumun vahimliğini kavrayamaz ve sorunun durduk yerde ortaya çıktığını düşünürüz. Fakat biliniyor ki, sürecin en başından itibaren bir varsayımı ya da potansiyel olarak varlığı söz konusu olmayan hiçbir şey, sürecin en sonunda durduk yere birden bire ortaya çıkmaz. İşte üniversiteler ile ilgili gelişmelere değinirken, sorunu da bu mantıkla ele alacağız. Üniversiteler ile ilgili gelişmeleri, içinde bulunduğumuz ve yerküreyi sarıp sarmalayan kapitalizm ve onun barbarca gelişip bir üst evresi olan emperyalizmin gelişme yasaları içerisinde değerlendirmeye çalışacağız.
Tarihte aydınlanma çağıyla birlikte bilimin dinin etkisinden kurtarılması, o dönemin sermayesine ve oluşumuna hizmet ettiği için aydınlanma hareketi olarak adlandırıldı. Bu dönemler de her bilimsel buluş eskiye nazaran sermayenin ilerlemesiyle birlikte toplumsal ilerlemeye de vesile oldu. Bilimsel buluşlar, tüm sermaye kesimleri için ortak ürün sayılıyordu. Sermaye ilerleyen süreçte yoğun emekle birleşme koşulunda karşı karşıya geldiğinde, emeğin üretim faaliyetinin toplumsallaşmasının yanında üretim teknolojisine uygun olarak nitelikli işgücüne de ihtiyaç duyuyordu. Henüz emperyalist aşamaya ulaşmamış, ekonomisini kendi içinde geliştiren ulus- devlet döneminde ise eğitim ve araştırmalar bu ihtiyaç üzerine şekillendi. Bu dönemde, her ulus kendi içinde üretime uygun vatandaş yetiştirmeye yönelik eğitim sisteminin yanında, kalkınmaya yararlı araştırma geliştirme kurumlarını da oluşturmaktaydı - Sözünü ettiğimiz tüm bu dönem yine, üretimin özel mülkiyete dayandığı, yani üretenin toplumsallaştığı fakat üretimden gelen gelirin adaletsizce sermaye tarafından sahiplenildiği kapitalizmin ilk dönemleridir.- Fakat gelişen süreç içerisinde biriken sermaye, gelişen kapitalizm, doğası gereği artan ölümcül rekabet ve sıkışan kar hadleri sermayeyi krize sürükledi. Üretimin toplumsallaşmasının yanında sömürüye dayalı üretim sistemlerinde, üretilen ürünün fakirleşen toplum tarafından tüketilememesi, sömürü havzalarının daralması krizi oluşturan başlıca etkenlerdi. Bu krizi aşabilmek için kar hadleri sıkışan sermaye, piyasalarını- ürün pazarını dışa açmaya, hiçbir engel tanımadan hunharca yeni sömürü havzaları elde etmeye girişti. Onlar için bu yol uğrunda yapılan her şey mübahtı ve yapılan her şeyin, girişilen her uygulamanın meşru bir söylemi, uygun bir açıklaması vardı. Bunun için özel çaba sarf edildi ve sadece bu gibi işler için uğraşan “düşünürler” , “aydınlar” yaratıldı. Bu sayede dünya pazarına saldıran kızışmış sermaye yeri geldi uygarlık, özgürlük adı altında çocuklara sözüm ona gelecek vaat etti, yeri geldi kadınların akan gözyaşlarına derman oldu. Bazen de su bulamayan toplumlara gazlı içeceklerini pazarlayarak onları dünyanın en uygar toplumu haline getirildi. Fakat gerçek olan şu ki yaşanılanlar şimdilerde adına “küreselleşme” denilen aslında adı emperyalizm olan barbarlıktan başka bir şey değil.
Emperyalist gelişme aşamasında ise sistem eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme kurumlarına ise yeni açılımlar getirilmek zorundaydı. Yeni üretim ilişikleri, ekonomik ve sosyal dengeyi ayakta tutacak olan biricik üniversiteler tekrar ele alındı. Emperyalizmin, sömürünün girmedik delik bırakmadığı günümüz koşullarında artık üniversitelere de yeni bir misyon ve yeni bir görev yüklendi.
Bu süreçte eğitim faaliyetleri, var olan sermaye ve yeni yağma düzeni ideolojisini yayma aracı olma yanında, sermayenin gereksim duyduğu kadar emek üretimi gerçekleştirdi. Çok gelişmiş ülkeler, yüksek teknolojiyi elinde tutup diğer çok gelişmiş, az gelişmiş ya da gelişmemiş ülkelere kendi tekelinde yaymaya çalıştığından bu ülkelerde yüksek nitelikli elemanlara ihtiyaç duyuldu.
Bu süreçte üniversitelere getirilen başka bir uygulama ise, kar elde eden öğrencinin müşteri olduğu birer kapitalist işletmelere dönüştürmekti. Oluşturulabilecek her türlü alandan kar elde etmeyi amaçlayan egemen düzen sermayesi, sosyal devlet anlayışını hüsrana uğratmaktan çekinmemekle birlikte gelir getirecek her türlü alana yatırım yapmakta buralardan rant sağlamaktadır.
Sermayenin gelişme yasalarıyla beraber, karşıt sermaye ile ölümcül rekabet içinde bulunan sermaye açısından, araştırma geliştirme faaliyetlerinin önemi had safhadadır. Araştırma geliştirme faaliyeti niteliği itibariyle çok maliyetli bir alan olduğundan, sermaye bu alanı özeline alıp kendisine ek masraf çıkaracağından çok tercih etmez. Fakat sermaye buna rağmen, ucuz maliyetlerle daha fazla kar elde etmesine imkan yaratan gelişen teknolojiyi ve dolayısıyla rekabet ortamında kendisini ayakta tutmasını sağlayacak araştırma-geliştirme faaliyetlerinin denetimsiz bırakılmasını da arzulamaz. Geriye tek bir yol kalıyor, sermayeyi hem Ar-Ge faaliyetlerinden eksik bırakmayacak hem de bu alanın maliyetlerini sosyalize edecek, kamudan çıkaracak olan üniversiteler. Artık üniversiteler bilimini, araştırma geliştirme faaliyetlerini sermayenin siparişleri üzerine özel olarak satılığa çıkarıyor- zorunda bırakılıyor. İşte bu yüzden bugünkü mevcut egemenlerin, mevcut sömürü düzeninde sosyal devletten bahsetmek abestir. Bunun tam tersine, yapılan uygulamalarla bu çelişkiler daha da keskinleşmektedir. Yüksek öğretim kurumlarının bütçe yetersizliği, kamusal finans desteklerinin kısılması, bütçeden en düşük bir payı alması tesadüf değildir. Burada yaratılmak istenilen temel şey, kamuların finansman desteklerinin kısılması, öğretim elemanlarının ve araştırmacıların, parlak projeler karşılığında sermaye karşısında akademik özgürlüklerinden vazgeçmeye zorlanmalarıdır.
ÜNİVERSİTE ÜST DANIŞMA KURULLARI
YÖK’ün ’ Bologna Süreci’ doğrultusunda hazırladığı yönetmelik taslağını; üniversite rektörlerine, ileri teknoloji enstitülerine ve vakıf meslek yüksek okullarına, karar sonucunun bildirilmesi şartıyla gönderdi. YÖK’ün bu uygulaması 2001 yılında dahil olduğu ve yukarıda değindiğimiz sermayenin gelişme yasalarına uygun olarak şekillendirilen eğitim öğretimin ve bunun somutlaştırılmış bir uygulaması olan Bologna sürecinin bir parçasıdır. Peki, üniversiteleri sermayedarların keyfine terk eden, ticarethane haline dönüşmesini sağlamak amacıyla çıkarılan bu yönetmelik taslağına kaynak olarak gösterilen Bologna Süreci nedir? Bologna Süreci 1999 yılında 29 Avrupa Ülkesinin eğitim bakanlarının bir araya gelerek oluşturdukları, Avrupa Yüksek Meslek Alanı’nın oluşturulması için ortaya hedefler ve reformlar olarak adlandırılan Bologna Süreci;’öğrenim reformu olarak adlandırılmaktadır. Fakat asıl olarak amacı, reformu öğrenim alanında yapmak değil, eğitime sermayenin ihtiyaçlarına göre misyon yüklemek, eğitimin bir rant kapısı olmasını sağlamaktır. Dünyanın çeşitli bölgelerinden akademisyenler, Bologna Süreci’nin öğrencileri de emek gücü olarak gördüğünü, eğitimi kamusal alandan çıkararak sermayeye nitelikli emek gücü sağladığını belirterek tepkilerini dile getirmişlerdir.
Kurulacak Üst Danışma Kurulu’nda;
* O ilin sanayi ve ticaret odaları başkanları,
* Üniversite mezunlar derneği başkanı,
* TMMOB’YA bağlı meslek odaları,
* Milli eğitim müdürü,
* Kamu kuruluşlarından valinin belirleyeceği iki kurum müdürü,
* O ilde paydaş olan sivil toplum örgütlerinden iki tanesi,
* İlçenin belediye başkanı ve büyükşehir belediye başkanı bulunacaktır.
Bu uygulama ile “bilim yuvası” denilen üniversiteler sermayenin hizmetine sunulmasından öte, bizzat sermayenin söz, karar ve yetkisine terk edilerek, olması gereken bilim anlayışını katletmiştir. Hiçbir bütçe ayrılmayan üniversitelerin akıl hocalığı, söz sahipliği YÖK’ün de açıkladığı gibi üniversitelerin “paydaşlarına”, üniversitelere bir miktar bağış yaparak oradaki bilimi, öğretim üyelerini, öğrencileri, araştırma-geliştirmeyi tekeli altına alan sermayeye devredilmiştir. Kapitalist sistem işte budur. Bilimsel gelişmeyi sadece kendi çıkarları doğrultusunda kullanan, buna göre uyarlayan, sipariş üzerine bilim yaptıran, bilimi ölümcül rekabet şartlarında ve sömürüye dayalı üretim yerlerinde daha fazla kar yapması için satın alan bir düzendir. Bizim arzuladığımız ve mücadelesini verdiğimiz düzen ise, üretimin toplumsallaştığı, üretim araçlarının ve toplumun ürettiği zenginliği, bir avuç insanının hibesine değil tamamen toplumun eline geçtiği, bilimsel bilginin ise bu toplumda huzuru, refahı, mutluluğu sağlamak amacıyla üretildiği sosyal bir düzendir. SOSYALİZMDİR!!!
Mustafa Kemal Üniversitesi
Mühendislik Fakültesi Öğrencileri/İSKENDERUN
Stiker
Değişik Stikerlerimizi PDF formatında indirip çoğaltmak için Stiker sayfamızı ziyaret edin. Tüm okurlarımızı diğer yayınlarımızda olduğu gibi stikerleri de bizzat kendi imkanlarıyla çoğaltıp yaygınlaştırmaya çağırıyoruz.


