YDG

Hızlı Erişim:

Komünist Eğitim Üzerine Gençlik örgütlenmelerinde en temel sorunlarından birisi eğitim sorunudur. Komünist bir dünya yaratma hedefi içerisinde olan biz gençler ancak doğru bir bilinç ışığında yolumuzu belirleyebiliriz. O halde Komünizm nedir? Comment

ABD - İSRAİL - TÜRKİYE VE MAVİ MARMARA

 

Onyıllardır İsrail’in insanlık dışı uygulamalara maruz bıraktığı Filistinlilere insani yardım etmek için yola çıkan,  yardım malzemelerini ve 33 ülkeden 600 sivil yardım gönüllüsünü taşıyan gemiler uluslar asarı sularda İsrail askerlerinin silahlı saldırısına uğradı. İsrail askerlerinin kasıtlı olarak gerçekleştirdiği katliamda kimi kaynaklara göre 10 kimilerine göre 19 kişi öldürüldü ve 30’a yakın sivil ağır yaralandı. Esir alınanlar ise şiddete ve kötü muameleye maruz bırakıldı. Siyonist İsrail devletinin dünyanın gözü önünde gerçekleştirdiği bu katliam, dünya basınında yoğun tepkiye ve birçok ülkede ateşli protesto gösterilerine neden oldu.  Filistin halkına uyguladığı şiddet ve katliam politikalarında sınır tanımayan, silahsız- savunmasız insanları canice katleden Siyonist İsrail devleti,  kirli bir sabıkası ve en son yaşanılan olay üzerine yarattığı imaj ile geriye düşünmeksizin dünya ölçeğinde halkların nefret ve kinini kazandı. İsrail’in yapmış olduğu insanlık dışı muameleye duyulan tepki olağanüstü arttı ki, bugüne kadar İsrail devleti ile sıkı ilişkileri olan, açıktan ya da dolaylı olarak destek veren ve yaptıklarına ses çıkarmayan emperyalistler ve işbirlikçiler, İsrail’in bu tutumunu kınayıp teki göstermek zorunda kaldı. İsrail’in yakın destekçisi ve müttefiki olan ABD bile ölümlerin ardından timsah gözyaşları dökerek “olayın derinlemesine araştırılmasını ve açıklığa kavuşturulması gerektiğini” talep etmek zorunda kaldı.
AKP hükümeti ise bu saldırı karşısında medya üzerinden diplomasi şovları yaparak, bildik tutumunu sürdürdü İsrail’i sözde “sert” bir şekilde kınayarak yapılanların hesabının muhakkak sorulacağını dile getirdi. Kuşkusuz ki İsrail’in bu saldırısı ve AKP hükümetinin işgali ve katliamı “açık dil ile mahkûm etmesi”, dönem boyunca gergin olan ilişkilerin üst noktaya varmasına neden oldu ve diplomatik ilişkilerin bir süre de olsa belli ölçüde zayıflayacağını gösterdi. TC. Hükümeti İsrail büyük elçisi ile görüşerek ağustos ayında planlanan üç ortak askeri tatbikata katılımını iptal etti. Fakat bu İsrail ile olan tüm ilişkilerin koparılacağı, anlaşmaların fes edileceği anlamına gelmez.
Türkiye’nin, ABD ve İsrail ile ilişkisi Ortadoğu siyaseti üzerinde kurulan ittifak ile anlam kazanmaktadır. Yaşadığımız çeyrek asırlık süreç içerisinde emperyalizm Ortadoğu’yu enerji kaynakları ve ucuz emek gücü potansiyeli nedeniyle savaş ve kıyıma uğratmaktadır. Buna karşı güç oluşturabilecek tüm etkenlere karşı istikrarı sağlayabilmek için savaş ve talan siyaseti temel unsur olup bölgedeki gücün güvence altına alınması esas sorundur. İşte tam da bu noktada ABD-İsrail-Türkiye ittifakı arasında anlaşmaların, ortak tatbikatların, istihbarat paylaşımlarının, silah ticaretinin ve üretimdeki ortaklıkların söz konusu olduğu yerde, Türkiye’nin İsrail’in son saldırı karşısında hangi tutumu takınacağı belirleyici olacaktır. Tüm bu ortaklıklar ve paylaşımlar AKP Hükümetini aşan, egemen sınıfların anlaşmaları- hakimiyet planları olup belli bir istikrarı sağlamak zorundadır. Bu bakımdan kürsülerde edilen sözlerin hiçbir değeri olmayıp, her zaman olduğu gibi İsrail devletine karşı bir yaptırım uygulanmayacaktır. Egemenlerin stratejik ittifakına yön veren şey, hükümetlerin ne söylediği ve nasıl davrandığı değil, onların çıkarlar üzerine kurulu egemenlik ilişkileridir.
Son olay karşısında takınılan tavırlar,  hem AKP hükümetinin hem de burjuva ideolojisinin ikiyüzlülüğün en iğrenç biçimiyle sahnelenmesinden başka bir şey değildir.  Gerek Lübnan ve Filistin halkının yıllardır uğradığı katliamlarda,  gerekse geçtiğimiz günlerde Mavi Marmara gemisine yapılan saldırıda,  emperyalist çıkarlar uğruna yapılan silah anlaşmalarıyla, istihbarat anlaşmalarıyla, ordular arası tatbikat ortaklığıyla şekillenmiş bir Türkiye’nin de akan kanda büyük sorumluluğu vardır. Türk devleti, bir yandan katliamı gerçekleştiren askerleri eğitirken diğer yandan ise iyilik meleği kesilip, mağdur rolü oynayıp, insanların karşısında en insani ve masum duygularla avazı çıktığı kadar bağırmaktadır. Bu insanları enayi yerine koymaktır.
Zira geçmişe baktığımızda politika oyunları, şu anda yaşanılandan farklı değildir. AKP hükümeti ve egemen zihniyet ABD’nin ırak işgali sırasında, ABD’nin Irak’ta yaptıklarını insanlık dışı muamele olarak değerlendirirken bir yandan ise ABD askerlerinin Irak’ı işgal etmesi için Türkiye topraklarının kullanılmasına izin verilmiştir. ABD-İsrail ve Türkiye işbirliği Irak’ta, Filistin’de Lübnan’da, Kürdistan’da halklara karşı yürütülen savaşlarda ikiyüzlü bir şer ittifakı olarak daima birbirini kollamıştır. Lübnan’daki savaştan zararlı çıkan İsrail’i direnişçilerden korumak için bölgeye yerleştirilen BM Barış Gücü adı işgal kuvvetlerine, Türkiye ordusu da katılmıştır. Gazze’yi vuran pilotlar Konya’da eğitilmiştir. Suriye’yi vuran İsrail uçakları Türkiye hava sahasını kullanmıştır. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kürdistan’a yönelik sınır ötesi operasyonları ABD ve İsrail’in istihbarat desteği ile gerçekleşmekte, operasyonlarda İsrail’in insansız casus uçakları kullanılmıştır-kullanılmaktadır. Köyleri bombalayan, Kürt çocuklarını sokak ortasında kurşunlayan Türk devleti; Kürt halkına karşı kullandığı vahşi yöntemlerinde İsrail’in akıl hocalığına başvurmuştur. İsrail’i savunmasız insanlara ateş açan caniler olarak lanse ederken, Kürt halkına karşı imha politikaları nedeniyle silahsız, genç-yaşlı binlerce Kürt insanı öldürülmüş, onbinlercesi sakat bırakılmış, taş attığı için yüksek cezalar verilerek birçok çocuk hapishanelere atılmıştır. Bu iki yüzlülük teşhir edilmelidir.
Değinilmesi gereken bir nokta ise sendika yöneticilerinin bu olay karşısındaki tutumu. Biliniyor ki geçtiğimiz günlerde Zonguldak’ta meydana gelen maden patlaması sonucu 30 işçi hayatını kaybetti. İşçinin emekçinin sesi- soluğu, örgütü, hak arama birimi dediğimiz sendikalar İsrail olayı karşısında en kitlesel eylemler gerçekleştirip, meydanlarda sendika yöneticileri öfkeden kudurup, ağızlarda salya nutuklar atarken, 30 işçinin ölümü karşısındaki acizlikleri dehşet vericiydi. Aynı zihniyet 26 Mayıs “genel grevi”nde de kendisini gösterdi. Bu sendikalar düzen sendikası, yöneticiler ise sendika ağası olma yolunda epey ilerlemiştir.
Sonuç olarak; İsrail’in geçtiğimiz günlerde insanları katletmesi ne en kötüsüydü, ne de en sonuncusuydu. Türkiye’nin bu olay karşısında takındığı tavır ise sürpriz değildir ve bundan sonraki olaylar karşısındaki tutumu onun ABD ve İsrail ittifakı ile birlikte Ortadoğu’da çizilen hakimiyet planını çerçevesi etrafında şekillenecektir. Yaşanılan tüm bu senaryoların temel kaynağı Müslüman-Yahudi-Hıristiyan gibi dini ayrışmalar değil emperyalist politikaların ta kendisidir.

Başka bir dünya mümkün!!!

Yeni Dünya Gençliği