YDG

Hızlı Erişim:

Komünist Eğitim Üzerine Gençlik örgütlenmelerinde en temel sorunlarından birisi eğitim sorunudur. Komünist bir dünya yaratma hedefi içerisinde olan biz gençler ancak doğru bir bilinç ışığında yolumuzu belirleyebiliriz. O halde Komünizm nedir? Comment

Türkçe Olimpiyatları ve Anımsattıkları


Ülkede bu yıl 8.si düzenlenen Türkçe olimpiyatlarına ABD’den Burkina Faso’ya, Maldivler’den Japonya’ya tam 120 ülkeden 750 öğrenci katıldı. “Aynı Dili Konuşuyoruz” sloganının kullanıldığı ve yaklaşık bir aylık bir süreyi kapsayan organizasyon içerisinde düzenlenen yarışmalarda, en iyi konuşma, yazma, şiir okuma ve şarkı söyleme gibi dallarda Türkçeyi en iyi kullanan öğrencilere çeşitli ödüller veriliyor.
Bu organizasyonun amacı, Türkçenin dünya genelinde bir yaygınlık kazanması ve Türk kültürünün tanıtımının yapılması olarak veriliyor ve şunlar söyleniyor: Dil insanların birbirlerini anlamasını ve kaynaşmasını sağlayan bir unsurdur. İletişim çağında kültürlerin birbirleri ile kaynaşması, farklı kültürlere sahip insanların birbirleriyle anlaşması dil ile olmaktadır. Türkiye'nin dünya ülkeleri ile geliştirdiği ilişkiler, Türkçe öğrenen binlerce öğrencinin mevcudiyeti dilimizin hak ettiği konumu elde edeceğinin emareleri sayılır.”
Yukarıda amaç olarak öne çıkarılan şeyler, yani Türkçenin yaygınlaştırılması, Türk kültürünün dünyaya tanıtılması vs. iyi hoş, hatta devletin, daha önce adını bile duymadığımız ülkelerde Türkçe eğitim veren okullar açması da aynı şekilde iyi hoş ama bu iyimser tablo bakın neleri anımsatıyor insana…
Yıl 1928. Kurtuluş savaşı ertesi ve tek partili cumhuriyet döneminin ilk yılları. 1915 olaylarının henüz hafızalardan silinmediği bir dönem ve milliyetçilik kavramıyla resmi bir politika haline getirilmiş yani meşrulaştırılmış olan ırkçılık ve Türk olmayan uluslara, özelikle de Ermenilere ve Rumlara karşı tahammülsüzlük ve nefretin en yoğun olduğu ve en acımasız sonuçları doğurduğu bir dönem. Türk olmayan uluslar katledilerek ya da yüzyıllardır yaşadıkları topraklardan sürülerek azınlık durumuna düşürülmüşlerdir. Kalanlar da devletin ırkçı ya da meşru adıyla milliyetçi politikalarının bir devamı olarak asimile edilmeye yani Türkleştirilmeye çalışılmışlardır. Bu Türkleştirme çabalarının ilk görüngüsü bir kampanyayla başlatıldı; bu kampanya çok meşhur ve Adnan Menderes hükümeti döneminde yeniden hortlatılacak olan bir deyimle “Türkçe Konuş Vatandaş” deyimiyle hafızalarda yer etti. Kampanyanın amacı cumhuriyet sınırları içerisinde yaşayan müslümanların ve gayrı müslimlerin Türkçe öğrenmelerini ve konuşmalarını sağlamaktı.
Peki, bu kampanya nasıl uygulandı? İlk önce bu konuyla ilgili geniş konferanslar düzenlendi. Halka açık yerlerde Türkçe dışında bir dilin kullanılması yasaklandı. Her yere “Türkçe Konuş Vatandaş”  vb. Türkçe konuşmayı öğütleyen daha doğrusu emreden afişler asıldı. Sokakta, okullarda vs. kendi dillerinde konuşan insanlar şiddete maruz kalıyorlardı. Türkçe dışında bir dille yazılmış gazeteleri okumak suç sayılıyordu. Tek kelime Türkçe bilmeyen insanlara Türkçeyi anadilleri olarak benimsemeleri dayatılıyordu. Bu konuyla ilgi “Vatandaş Türkçe Konuş” isimli bir makalesinde R. Bali isimli bir tarihçi bu kampanya döneminde Yahudi bir ailenin yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Otuzlu yıllarda bir nüfus sayımı sırasında sayım memuru Balat’taki bir Yahudi ailenin evine gelir ve sorularını sıralamaya başlar. Evdeki yaşlı anne Türkçe bilmediğinden her seferinde kızına ‘ke dişo?’ (ne dedi?) diye sormakta, kızı suali Yahudi İspanyolcasına tercüme etmekte, yaşlı anne de tek tek cevap vermekteydi. Sayım memuru ‘ana diliniz nedir?’ sualini sorduğunda yaşlı anne yeniden ‘ke dişo?’ diyerek gözlerini kızına yöneltti. Sualin tercümesini duyduktan sonra sayım memuruna yüksek sesle ‘Turkça’ cevabını verdi!
Aynı ırkçı kabarış Adnan Menderes hükümeti sırasında yani 1950’li yıllarda aynı adlı bir kampanyayla çıktı sahneye. Hedefte yine Ermeniler başta olmak üzere Rumlar, Yahudiler, Araplar ve Kürtler vardı. Yine aynı yasaklar, baskılar, zorlamalarla insanlara Türkçe öğretilmeye çalışılıyordu. Cezaevlerinde tek kelime Türkçe bilmeyen insanlar Türkçe marşlar okumaya zorlanıyorlardı.
Daha ilkokulun ilk yılında tek kelime Türkçe bilmeyen annem, sınıfta arkadaşlarıyla Arapça konuştuğu için “sınıfta Arapça konuşmak yasak! Türkçe konuşacaksınız.” diyen öğretmeninden nasıl dayak yediğini anlatır. Anadilde eğitim hakkını savunmak yıllarca suç sayıldı ve bu hakkı savunan insanlara ya da kurumlara akıl almaz cezalar verildi. Özel bir televizyon kanalında “Ben artık Kürtçe şarkı söylemek istiyorum” diyen Ahmet Kaya’nın nasıl tartaklandığı ve devamında ülkeyi terk etmek zorunda kalışı hala hafızalarımızda… Ve tüm bunlar insanların birbirleriyle zorluk çekmeden “anlaşmaları için (!)” yapıldı.
 “Dil insanların birbirlerini anlamasını ve kaynaşmasını sağlayan bir unsurdur. İletişim çağında kültürlerin birbirleri ile kaynaşması, farklı kültürlere sahip insanların birbirleriyle anlaşması dil ile olmaktadır.” Ne kadar yerinde ve doğru bir söylem… Aynı sokakta yan yana yaşayan, aynı bakkaldan alışveriş yapan insanların birbirleriyle anlaşabilmeleri için ortak bir dil kullanması gerekir çok doğru. Yanlış olan şey bu ortak dilin yaygınlaşmasını sağlarken insanların kendi kimliklerinden soyutlanmalarını, kendi dillerini unutmalarını istemektir. Yanlış olan bu ortak dili kalem kağıtla değil sopayla;  yani zorbalıkla, baskıyla, zulümle öğretmeye çalışmaktır.
İşte, televizyonda Türkçe Olimpiyatları ile ilgili programları izlerken ve daha ilkokulda ana dilimin Türkçe olduğu öğretilen ve neredeyse tek kelime Arapça bilmeyen, Arap ulusuna mensup birisi olarak bunları anımsadım. Annem ilkokulda anadilini konuştuğu için yediği dayağın acısını unutamamış ki bizim evde yalnızca Türkçe konuşulmuş yıllarca.